26 Nisan 2026 Pazar

Emsal Karar: Acil Serviste Asıl Sorumluluğun Hastayı İlk Muayene Eden ve Taburculuğuna Karar Veren Hekimde Olduğu

 



Acil Servislerle ilgili malpraktis iddialarında, yapılan yargılamalarda sorumluluğun Acil Servisteki hangi hekimlerde olduğu ile ilgili çoğu zaman farklı kanaatler ortaya çıkıyor. Bu uyuşmazlık çoğu zaman Acil Serviste hastayı ilk gören ve adına kayıt açılan hekimde mi yoksa aynı anda alanda görev yapan ve kendisine danışılan Acil Tıp Uzmanlarında mı olduğu noktasında karşımıza çıkıyor. Hatta bazen kendisine danışılmasa dahi aynı anda mesai yapan Acil Tıp Uzmanları sorumlu tutulmaktadır.

Adli Tıp Kurumu (ATK) değerlendirmelerinde  kimi zaman (genelleme yapmak istemem kendi müvekkillerimin dosyalarından ve bana danışılan dosyalarda gördüğüm kadarıyla demek daha doğru olur) Acil Servis hekimiyle beraber hasta onun adına kayıtlı olmasa da hastayla Acil Serviste bulunduğu süreçte bir noktada dahi olsa temas eden Acil Tıp Uzmanlarını da sorumlu tutuyor.

Ben de uzun yıllar Acil Servislerde pratisyen hekim olarak görev yaptım ve toplam poliklinik sayım 600.000 civarı ancak ben bu konuda Acil Tıp Uzmanlarının eğer hastanın tedavisinde yanlış yönlendirmeleri yok ise, konsültasyondan kaçınmadılarsa, hastanın primer hekiminin haberi olmadan ya da onun fikrine aykırı şekilde taburculuk kararı vermedilerse sorumlu olmadıkları kanaatindeyim.

Bu noktada hastanın esas doktorunun kim olduğu kavramını tanımlarla irdelememiz gerekir

Müdavi hekim (primer hekim, sorumlu hekim), bir hastanın hastaneye yattığı veya tedavi sürecine başladığı andan itibaren tanı, tedavi ve takibinden birinci derecede sorumlu olan, süreci yöneten esas hekim (tedavi eden doktor) demektir. Konsültasyon (danışma) durumunda, başka bir uzmandan (konsültan hekim) görüş talep eden asıl sorumlu hekimdir. Hasta başvuru sırasında bu doktor adına kaydedilir.

Konsültan Hekim ise hastanın asıl hekimi (müdavi hekim) tarafından tanının konulması veya tedavinin planlanması amacıyla görüşüne başvurulan, başka bir uzmanlık alanındaki deneyimli doktordur. Yatan hastanın takibini asıl hekim yapar, konsültan doktor ise sadece ilgili branş konusundaki soruna yönelik görüş bildirir ve önerilerde bulunur.

Yukarıda da belirttiğimi üzere Acil Tıp Uzmanları işleyişte bence Konsültan Hekim statüsündedir. Hasta ve primer hekimle aynı alanda oldukları için hastayla temasları ve süreçteki rolleri diğer branş konsültan hekimlerinden daha fazladır. Ancak bu durum onların konsültan olma özelliğini değiştirmez.

Tabi ki konsültan hekim olmaları sorumluluklarını ortadan kaldırmaz, ama bu sorumluluk diğer branş konsültan hekimlerin sorumluluğu kadar kabul edilmelidir.

Konuyla ilgili bir ceza yargılamasında güncel bir Yargıtay kararında bu durum aşağıdaki şekilde vurgulanmıştır.

 "... Bakanlığının 04/03/2016 tarihli yazısı ile acil servis birimi için birden fazla çok hekimin görevlendirilmesi halinde sorumluluğun hastanın ilk kabul muayenesini yaparak taburculuğuna karar veren ve epikrizde ismi yazan müdavi hekimde olması gerektiğinin, aksinin kabulünün acil servisin geneli için başvuran her hastanın nöbetçi olan her hekim tarafından ayrı ayrı muayene edilmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini doğuracağının bildirilmesi karşısında,"

Bu kararla sahadaki diğer hekimlerin sorumluluğunun olmadığı hüküm altına alınmıştır.

Meslektaşlarımıza faydalı olması ümidiyle.



 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Karar Paylaşımı: SGK'nın Açtığı Dava Meslektaşımız Lehine Sonuçlandı

 


Sahte olduğu iddia edilen ilaç kullanım raporundaki ilaçları hastasına reçete ettiği için meslektaşımıza SGK İcra Takibi başlatmıştı. Biz öncelikle bu takibe itiraz etmiş ve durdurmuştuk. Ancak SGK bu itirazımız sonrası İtirazın İptali Davası açmıştı. Bugün son duruşmada davacı SGK'nın davası reddedildi. Sonuç olarak İcra Takibi hukuksal anlamda ortadan kalktı.

Kararda

".... icra dosyası açılarak takibe düşürülmesi işleminin kaldırılması LEHİNDE ve kurum işleminin iptali gerektiği yönünde olun görüş ve kanaatini bildirmiş ve bu rapor denetim ve hüküm kurmaya elverişli kabul edilerek toplanan deliller ve aldırılan bilirkişi raporuna göre davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir."

denerek davanın reddine kara verildi.

Hakim Gerekçeli Karada her ne kadar

"   .Gerçek dışı veya usulsüz rapor ve reçetelerle ilgili olarak oluşan müvekkil kurum zararlarının, hukuka aykırı hazırlanan raporu/reçeteyi düzenleyen hekim tarafından giderilmesi gerektiği açıktır"

dese de bizim hukuksal argümanlarımızı haklı bularak lehimize karar verdi.

Bu tür olaylarda en başından beri süreç doğru yönetilmeli ve ilk ifadeden itibaren yanlış söyleyeceğimizi her kelimenin ileride aleyhimize olduğunu unutmamalıyız.

Bu tür davalar da bir riski de hukuk davasının kaybedilmesi durumunda SGK veya Sağlık Müdürlüğünce Savcılığa suç duyurusunda bulunularak Ceza Yargılaması yapılması olasılığı.

Bütün doktor meslektaşlarıma sorunsuz iyi bir çalışma ortamı diliyorum. Uzun yıllar doktorluk yapmış biri olarak sahadaki sorunları çok iyi bildiğimi düşünüyorum.

Av. Oktay Tolga Büyükhilal 

5 Haziran 2025 Perşembe

İDARECE ÖDENEN TAZMİNATIN RÜCU EDİLMESİ İLE İLGİLİ YÖNETMELİKTE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER





SAĞLIK MESLEK MENSUPLARININ TIBBÎ İŞLEM VE UYGULAMALARI NEDENİYLE SORUŞTURULMASINA VE İDARECE ÖDENEN TAZMİNATIN RÜCU EDİLMESİNE DAİR USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK'te yapılan değişiklikler neler getiriyor.

Malpraktis iddiasıyla idareye karşı açılan (Sağlık Bakanlığı veya Rektörlükler) tazminat davalarında idarenin tazminat ödemesi durumunda idare ödediği tazminatı kusuru oranında doktorlara (aslında sadece doktorlara değil sağlık mesleği mensuplarına da) rücu ediyordu. Doktor rücu sonrası ödemeyi yapıp sonrasında varsa sigorta şirketinden poliçe limitleri dahilinde talepte bulunarak ya da dava açarak yaptığı ödemeyi geri istiyordu.

Daha sonra 15 Haziran 2022'de yayınlanan bir yönetmelikle bu rücu işleminin şartları doktor lehine zorlaştırıldı. Kısaca söylemek gerekirse kasten işlenen suçlar dışında doktorlara artık rücu edilemeyeceği düzenlemesi yapıldı. Hatta bu durumda dahi rücu miktarı (geniş yorumlanırsa rücu edilip edilmeyeceği) Mesleki Sorumluluk Kurulunca belirlenir deniyordu. Bu yönetmeliğin dayanağı 27 Mayıs 2022'de Remi Gazetede yayınlanan bir torba kanında düzenlenen değişiklikler idi (Bakınız ilgili tarihte yayınlana Resmi Gazetede içeriğindeki Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun)

Doktor neden kasıtlı yapsın dediğinizi duyar gibiyim. Türk Ceza Kanununda her suçun bir manevi unsuru vardır. Cezaların büyük kısmının manevi unsuru kasıttır, az bir kısmının manevi unsuru ise taksirdir.

Malpraktis iddialı ceza davalarında doktor kusurlu bulunursa genelde taksire dayalı suçlardan (TCK m. 89 Taksirle Yaralama, TCK m. 85 Taksirle Öldürme gibi) ceza alır. Bu suçların manevi unsuru taksirdir.

TCM m. 257'de düzenlene Görevi Kötüye Kullanma suçunun manevi unsuru ise kasıttır. Bu suç özgü bir suç olup sadece kamu görevlilerince işlenebilir, özel sektörde görev yapan doktorla bu suçu işleyemez.

Malpraktis iddialı ceza davalarında Görevi Kötüye Kullanma sebebiyle çok sık ceza verilmez. Aslında bunun bence asıl sebebi kastın varlığını ispatlamanın zor olmasıdır iddia makamı ve müşteki avukatı için. Ceza hukukunun genel karineleri kastın ispatını her zaman zorlaştırır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz yönetmelikte bugün yani 5 Haziran 2025 günü bazı değişiklikler yapıldı. Şimdi bu değişiklikleri özetlemeye çalışalım.

1-İlk önemli değişiklik rücu ile değil Soruşturma İzniyle ilgili Mesleki Sorumluluk Kurulunun (MSK) çalışma şekliyle ilgili.

"Soruşturma izni ile ilgili tüm işlem ve süreçler Bakanlık tarafından elektronik ağ ortamı kullanılarak kurulan sistem çerçevesinde yapılabilir. Bu durumda gerekli işlemler elektronik ortamda yürütülebileceği gibi gerekli durumlarda Bakanlığın diğer yazışma usulleri kullanılarak da gerçekleştirilebilir. Elektronik sistemin kurulmasını müteakip uygulanacak usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.”

Bu bence önemli bir değişiklik çünkü MSK'dan bilgi ve evrak istemek, bilgi ve evrak göndermek zor oluyordu. Umarım artık biz Avukatlar da müvekkilimiz adına bu elektronik sistemden yararlanarak işlem yapabiliriz.

2-MSK'nın kararlarını ne sürede vereceği düzenlenmiş ancak zaman aşımında bir yaptırım yok. Bu yönden önemli bir değişiklik yok. Bilindiği gibi süresinde verilmeyen disiplin cezaları geçersizdir ancak süresinde verilmeyen MSK kararları için bir düzenleme hala yok.

3-Gelelim esas konumuza

Artık idare tazminat öderse bunu rücu etmek yerine yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi bunu öncelikle sigorta şirketine rücu edecek. Bu işlemi hekim adına yapacak.

İlgili madde aşağıdaki şekilde

"İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile Devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir"

Bu kısımda bazı sıkıntılar olduğunu düşünüyorum

a-Poliçe sahibi hekimden bu konuda yani idarenin onun yerine geçerek sigorta şirketine rücu edilmesi işlemiyle ilgili muvafakatın nasıl alınacağı düzenlenmemiş

b-İdarenin ödediği tazminattan hekime kusuru oranında düşen pay Poliçe limitini aşar ise nasıl bir yol izleneceği tam düzenlenmemiş

c-Taksirle işlene suçlarda idare yine tazminat ödüyor ama eskiden doktoru korumak adına ödediği tazminatı hekim tam kusurlu olsa dahi ona rücu etmiyordu.

Bu uygulama yine sürsün tabi ki ve doktora rücu yapılmasın ama kanaatimce bu tutar benzer şekilde kamu yararı düşünülerek sigorta şirketinden istenmeli.

Bu arada önemle hatırlatmak isterim. Tüm bu yazdıklarımı kamuda çalışan meslektaşlarımızı ilgilendiriyor. Özel sektördeki meslektaşlarımızın tazminat sorumluluğu açısından bir değişiklik ne yazık ki hala yok.

Sorularınız için her zaman arayabilirsiniz. Uzun yıllar Hekimlik yapmış bir Avukat olarak Doktor meslektaşlarıma her zaman yardımcı olma isterim

Av. Oktay Tolga Büyükhilal



18 Mart 2022 Cuma

Taksirle Ölüme Sebebiyet Verme (TCK 85-1) Suçundan Ceza Alan Cerrahlara Ek Olarak Verilen Geçici Meslekten Men Kararının (TCK 53-6) Bozulması İlişkin Yargıtay Kararı




12. Ceza Dairesi         2020/12142 E.  ,  2021/4766 K.

    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
    Suç : Taksirle öldürme
    Hüküm : Her iki sanık hakkında; TCK’nın 85/1, 62/1, 50/1-a-4, 52/2-4, 53/6. maddeleri uyarınca mahkumiyet

    Taksirle öldürme suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:


    Sanıklardan ...'nın olay tarihinde Sivas Sultan 1. İzzettin Keykavus Devlet Hastanesinde (Sivas Numune Hastanesinde) Beyin Cerrahi Uzmanı, ...'ın ise aynı hastanede Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı olarak görev yaptıkları, 34 yaşındaki kadın hastanın, disk hernisi (bel fıtığı) teşhisiyle Sivas Sultan 1. İzzettin Keykavus Devlet Hastanesine yatırıldığı, 25/08/2006 günü saat 10.35'te sanık doktor ... ve ekibi tarafından operasyona başlandığı, saat 12.50'de tansiyon düşmesi nedeniyle ameliyata son verildiği, sıvı ve kan takviyesi yapıldığı, TA'in yükselmesi sonucu servise gönderildiği, transfüzyona rağmen TA tekrar düşmesi sonucu Kalp Damar Cerrahisi uzmanı sanık doktor ...’dan konsültasyon istendiği, yapılan muayenede hastada arter yaralanması olabileceği düşünüldüğü, mannitol ve dopaminli mayi verildiği, hasta düzelmeyince saat 15.50'de Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinin hastane belgelerinin incelenmesinde, hastanın 25.08.2006 tarih saat 16.15'te yatışının yapıldığı, hastanın acile geldiğinde nabız filiform, tansiyon alınamadığı, monitörize edildiği, solunumun yüzeyelleşmesi ile entübe edildiği, kardiak arrest gelişmesi ile resusitasyon uygulandığı ve ameliyata alındığı, iliak arter ve ven yaralanması tespit edilerek primer onarımının yapıldığı, operasyon sonrası uyutulan hastanın yoğun bakımda takip edildiği, yoğunbakımda iken trombosit değerinin düştüğü, idrar çıkışının durduğu ve hemodiyalize alındığı, 29.08.2006 tarihinde ise hastanın bilincinin kapanmaya başladığı, entübe edilerek mekanik ventilatöre bağlandığı, bel fıtığı ameliyatı esnasında meydana gelen iliak arter ve ven yaralanmasına bağlı kanama ve gelişen 
    komplikasyonlar sonucu 03/09/2006 tarihinde öldüğü ve otopsi yapılmadığı olayda;

    İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 14/06/2013 tarih 6672 ve 05/10/2011 tarih 8697 karar sayılı raporlarında özetle; ölen Melahat Kolcu hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; operasyonda meydana gelen iliak arter ve ven yaralamasının bir komplikasyon olduğu, ancak operasyon sırasında ve sonrasında yoğun kan, kan ürünleri ve volüm yükseltici sıvı verilmesine rağmen tansiyon stabilize olmayan hastanın ameliyat çıkış saati olan 12.50’den sevk saati olan 15.50’ye kadar arter ve ven yaralanmasının teşhis edilememesinin gecikme olarak değerlendirildiği, teşhis edilir edilmez müdahale edilmesi gerekirken sevk edildiği cihetle Nöroşirurji Uzmanı Op.Dr.... ile Op.Dr....’ın uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığının belirtildiği,

    Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şurasının 2015/14 sayılı raporunun, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun raporlarıyla uyumlu olduğu, söz konusu raporda özetle, hastaya disk hernisi tanısının doğruluğunun kabulü halinde ameliyat kararının doğru olduğu, ameliyat sırasında meydana gelen arter-ven yaralanmasının komplikasyon olarak değerlendirildiği, ancak intraoperatif meydana gelen damar yaralanmasının farkına varılmış olduğu ve fakat müdahale edilmemiş olduğu, ameliyat sırasında kalp damar cerrahi uzmanının ameliyathaneye davet edilerek acilen abdominal yaklaşımla damar yaralanmasına yönelik ameliyata alınması gerektiği, postoperatif 2 saatlik dönemde düzelmeyen klinik tablonun medikal destek tedavi ile toparlanmaya çalışıldığı, hastayı konsülte eden kalp damar cerrahi uzmanı Dr. ...'ın hastayı değerlendirdikten sonra vasküler yaralanma olabileceğini düşünmesine ve mevcut şartlar dahilinde hemen ameliyata alması gerekmesine rağmen böyle davranmadığı cihetle intraabdominal arter-ven yaralanması komplikasyonun doğru yönetilmediği, hastanın ölümüyle komplikasyona zamanında müdahale edilememesi arasında illiyet bağı olduğu, bu süreçte yer alan Dr. ... (Beyin Cerrahisi Uzmanı) ve Dr. ...’ın (Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı) kusurlu olduklarının belirlendiği olayda, sanığın kusurlu olduğunun kabulü ile mahkumiyet kararı verilmesi bakımından mahkemenin takdirinde isabetsizlik görülmemiştir. Bu nedenle tebliğnamedeki sanıkların kusurlu eylemi nedeni ile TCK’nın 257/2'deki görevi ihmal suçunun oluşacağına ilişkin bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ... müdafinin, ameliyat ettiği hastanın zamanında Sivas Cumhuriyet Hastanesine sevk edildiği ve burada ikinci ameliyata alındığı ve 10 gün sonra öldüğü olayda, illiyet bağının kesildiği, ikinci ameliyat nedeni ile ortaya çıkan komplikasyonlardan hastanın öldüğü, bu hastanedeki hasta dosyasının getirtilmek suretiyle tekrar bilirkişi heyetinden kusur raporu alınması gerektiğine, sanık ... müdafinin ise bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    5237 sayılı TCK'nın 53/6. maddesinde “belirli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde 3 aydan 3 yıla kadar bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınabileceğine karar verilebileceğinin düzenlendiği” aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca tayin olunacak güvenlik tedbirinin süresinin, fiilin ağırlığı ile orantılı, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun olacak şekilde belirlenmesi gerektiği, her iki sanık doktorun Cerrah olarak görev yaptığı, Cerrahların el yeteneklerini ve parmak reflekslerini kaybetmemek için mesleğin icrasından geçici süre olsa da uzaklaştırılmalarının hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmaması karşısında, Cerrah olan sanık doktorların geçici süre ile mesleğin icrasından uzaklaştırılmasına karar verilmesi;


    Kanuna aykırı olup, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususlarda aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasından TCK'nın 53/6. maddesinin uygulanmasına ilişkin paragrafların çıkarılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararı-Ceza Mahkemesinde Alınan Raporda Kusuru Olmayan Doktorun Beraat Etmesi Sonrası Hukuk Mahkemesinin de Tazminat Davasını Reddetmesi İle İlgili Bozma Kararı

     13. Hukuk Dairesi         2014/10131 E.  ,  2014/34506 K. "İçtihat Metni"


    MAHKEMESİ : Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
    TARİHİ : 05/11/2013
    NUMARASI : 2013/202-2013/454

    Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

    KARAR

    Davacılar, F.. U..'ın doğum yapmak üzere 18.04.2012 günü Malatya Sıtmapınarı Ö..G.. Hastanesine yatırılmış olup 19.04.2012 günü davalı kadın doğum uzmanı N.. D..'ın yaptığı sezaryen ameliyatı sonucunda bir kız bebeği dünyaya getirdiğini, ameliyat sonrası takip ve gözleminin yapılmadığını, tuvalet ihtiyacını gideremediği hususunun dikkate alınamadığını, bu yönde herhangi bir soru sorulmadığı gibi bu durumun anormal olup olmadığı hususunda herhangi bir bilgi de verilmediğini, doğumdan bir gün sonra N.. D..'ın ve başhekimin bilgisi dahilinde Ö.. G.. hastanesinden taburcu edilerek evine gönderildiğini, ertesi gün dayanılmaz karın ağrıları ve karnında oluşan şişlik nedeniyle D.. Devlet Hastanesi acil servisine müracaat etmiş olup oradaki doktorlar tarafından bazı tetkikler yapılıp ağırının biraz miktar azaltılması sağlandıktan sonra tekrar eve gönderildiğini, ancak ağrıların devam etmesi üzerine tekrar D.. devlet hastanesi doktoru tarafından ambulansla Malatya devlet hastanesine sevk ettiğini, eşinin durumu doğumu gerçekleştiren N.. D.. isimli doktora telefonla bildirdiğini ve aynı gün Malatya Ö.. G.. hastanesine intikal edildiğini, burada muayene eden Genel cerrahi uzmanı davalı doktor E.. B..'nun bağırsağın delindiğini ve bağırsak içeriğinin karın boşluğuna sızdığını belirterek hastayı başka bir sağlık kuruluşuna sevk etmeyerek doğrudan ameliyata aldığını, ameliyat öncesindeki ağrılarının ameliyat sonrasında da devam ettiğini, bunun sonrasında T.. Ö.. Tıp Merkezi Genel Cerrahi yoğun bakım servisine ambulansla gönderildiğini, burada yapılan muayenede karnının içinde yeni kirlilik bulunduğunu ve bu nedenle acilen 3. kez ameliyat olması gerektiğini, hayati tehlikesinin bulunduğunu, karın boşluğundan çıkartılan bağırsakların ameliyat edilen bölümünün bir alet içerisinde vücudunun dışında bulunmakta olup bağırsak içeriğinin deşarjının da bu kutu yardımıyla 2014/10131-34506 sağlandığını, vücut dışındaki bağırsakların tekrar vücudunun içerisine alınması için Ö.. Malatya P.. Hospital'da 2 kez ameliyat edildiğini, bu olaylar nedeniyle sürekli olarak ölüm korkusu yaşadıklarını, bebeğini bir kez bile emziremediğini, davalı N.. D..'ın bağırsak zedelenmesine sebebiyet vermesi, davalı E.. B.. ile G.. Hastanesini işleten şirketin hastanenin yoğun bakımı servisi olmamasına rağmen ameliyat etmesi nedeniyle kusurlu olduklarını, davalılar hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik ve meslekte ihmal neticesinde yaralamaya sebebiyet vermek suçu nedeniyle Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/13003 Sor. Sayılı şikayetinin yapıldığını ve soruşturmanın halen devam ettiğini, davacıların tümünün çektiği üzüntü ve korkular nedeniyle manevi tazminat istemlerinin haklı olduğunu ileri sürerek davacılardan F.. U.. için 100.000,00 TL, Y.. U.. için 40.000,00 TL, diğer davacılar Merve, Esra, A.. İ.. ve G.. U. için ayrı ayrı 15.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 19.04.2013 tarihinden itibaren faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.


    Davalı E.. B.. davaya cevap vermemiş, diğer davalılar kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

    Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.


    Dava, doktor ve hastası arasındaki vekalet sözleşmesinden doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacılar sezaryen ameliyatı sonrasında oluşan rahatsızlığın komplikasyon değil malpraktis t
    eşkil ettiğini ve davalıların kusurlu olmakla manevi zararlarını tazminle mükellef olduğunu ileri sürmüş, davalılar ise bu neticenin sezaryen ameliyatının olağan risklerinden olduğunu savunmuştur. Mahkemece savcılık soruşturması nezdinde alınan Adli Tıp Raporunun davalılara kusur atfetmeyen mütalaasına dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.


    Borçlar Kanunu’nun vekâlet akdini düzenleyen 502 ve devamı maddeleri uyarınca davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurunda bile sorumludur. (TBK.nun 395 ve 396. md.) O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm Şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla 
    yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, TBK.nun 510/1. maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.


    Önemli bir diğer düzenleme de Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşme 9.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.


    Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.”


    Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve 2014/19545-22576 standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.


    Somut olayda davacı F.. U..'ın sezaryen ameliyatı sırasında bağırsağının delindiği ve devamında birden çok kez ameliyat olduğu sabittir. Mahkemece salt ceza soruşturmasında alınan raporla yetinilmeyerek, yukarıdaki açıklamalar ışığında üniversitelerden seçilecek uzman hekimler eliyle taraf itirazlarının karşılar, denetime açık, her türlü şüpheden uzak sonuca varır mahiyette rapor alınması ve neticesine göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.


    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.11.2014 gününde oybirliğiyle karar veri
    ldi.

    22 Mayıs 2021 Cumartesi

    Özgeçmiş

    1969 Kütahya doğumluyum, Antalyalıyım. Subay bir baba ve Öğretmen bir annenin çocuğuyum.

    İlk ve Orta öğrenimimi Akhisar ve Eskişehir’de tamamladım. Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1992 yılında mezun oldum. İlk görev yerim Kahramanmaraş’tır ve hala bu şehirde yaşamaktayım.

    Evli ve dört çocuk babasıyım. Eşim İktisat Fakültesi mezunu ve aynı zamanda İş Güvenliği Uzmanı. Oğlumuz Tıp Fakültesi 4. Sınıf , kızlarımız ise 5, 7 ve 11. Sınıf öğrencisidir.

    15 yıl Sağlık Bakanlığında Acil Servis Hekimi olarak görev yaptım. 20018 yılında Birinci derece Devlet Memuru iken bu görevimden ayrıldım. 2008-2019 yılları arasında özel bir hastanede Acil Servis Sorumlu Hekimi olarak görev yaptım.

    Sağlık Hukukuna olan ilgimden dolayı Hukuk Fakültesinde okumaya karar verdim ve 2017 yılında HKÜ Hukuk Fakültesinden mezun oldum.

    2019 yılında Avukatlık stajımı yapmaya başlayarak bu mesleği icra etmeye başladım. Halen Kahramanmaraş Barosuna kayıtlı bir Avukatım

    Doktora düzeyinde İngilizce bilmekteyim.

    İşyeri Hekimliği, Turizm Hekimliği, Aile Hekimliği sertifikaları sahibiyim ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanıyım.

    Eğitim

    -Tıp Fakültesi 1992

    -Hukuk Fakültesi 2017

    -Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü (4. Sınıf)

    -KSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Doktorası (Tez aşamasında)

    - KSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tezli İşletme Yüksek Lisansı

    -HKÜ Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Yüksek Lisansı (Sürüyor)

    -Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Lisans

    - Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Lisans

    - Anadolu Üniversitesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Ön Lisans

    - Anadolu Üniversitesi Adalet MYO Ön Lisans

    - Anadolu Üniversitesi Web Tasarımı MYO Ön Lisans

    -Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği MYO Ön Lisans

    Sivil Toplum Örgütleri ve Meslek Kuruluşları

    -Hukukçu Hekimler Derneği Yönetim Kurulu Üyesiyim

    -Kahramanmaraş Tabip Odası Onur Kurulu Başkanıyım

    -Bir Siyasi Partide Merkez İlçe Yöneticisiyim

    Kahramanmaraş Son Güncelleme Mart 2022

    28 Nisan 2020 Salı

    ESTETİK AMELİYAT SONRASI OLUŞAN KOMPLİKASYONA BAĞLI HASTANE VE DOKTORA KARŞI AÇILAN DAVADA, İLK DERECE MAHKEMESİNİN DAVANIN REDDEDİLMESİNE DAİR KARARININ DAVACI YARARINA BOZULMASINA İLİŞKİN YARGITAY KARARI





    15. Hukuk Dairesi         2018/3534 E.  ,  2018/4434 K.

      "İçtihat Metni"

      Mahkemesi :Tüketici Mahkemesi


      Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

      - K A R A R -

      Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik operasyon nedeniyle maddi ve manevi tazminatın tahsili istemiyle açılmış, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm davacı vekilince temyiz olunmuştur.
      Davacı davasında, davalı hastane de göz altı ve orta yüz germe estetik operasyonu için muayene ve operasyon geçirdiğini ancak tıbbi hata sonucu sol yanak ve yanak üstü kısımlarında hasarlar oluşarak bölgedeki kasların koparak çalışamaz hale geldiğini, sol göz çukurunun aşağıya doğru açıldığını operasyonun yüzün sol tarafında olmasına rağmen sağ tarafında aynı operasyona maruz kaldığını, belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 50.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.


      Davalı Hastane savunmasında davalı doktorun hastane personeli olmadığını, davacının zararından sorumlu tutulamayacaklarını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini istemiş, davalı Dr. ... cevabında davacıyı operasyon öncesi uyararak onam formu aldıklarını, davacının başına gelen olayın bu tip ameliyatlar sonrasında oluşacak komplikasyon niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.


      Mahkemece ... Kurumu 2. İhtisas Kurumundan alınan rapora göre davacıya uygulanan orta yüz facelift + alt göz blefaroplasti ameliyatının tıp kurallarının uygun olduğu, hekime atfı kabil kusur tespit edilmediği, davalı hastanenin kusurdan doğan sorumluluğu gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.


      Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir.


      Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı, göz altı ve orta yüz germe için estetik gayeyle davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.

      Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK'nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, (1) Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. (2) Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Denilmiş olup, Yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır.


      Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır.


      Mahkemece alınan ... Raporunda, 15.01.2014 tarihinde aynı seansta yapılan orta yüz mini facelift+alt göz blefaroplasti ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, bu ameliyata bağlı gelişen ektropiyonun her türlü özene rağmen önlenemeyecek komplikasyon olduğu, ilk ameliyata ilişkin yazılı onam formunun olduğu, 2. ve 3. girişimlerle ilgili yazılı belge bulunmadığı, kişinin yapılan girişimlerle ilgili usulüne uygun ve yeterli aydınlatma yapılıp yapılmadığı hususunun hukuksal değerlendirmeye bağlı olduğu açıklanmıştır.


      Somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı işsahibi yararına sonuç vermediği gibi, 1. operasyon öncesi onamda aydınlatma yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmediği ve kayıtların tam olarak tutulmadığı, eser sözleşmesi niteliği gereğince yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirdiğinden söz edilemeyeceği ve kusurlu bulunduğu, komplikasyon konusunda aydınlatılmanın yetersiz olduğu gibi, komplikasyon yönetiminin de yeterli olmadığı dosya kapsamı ile anlaşıldığından, ... Kurumu'nun yeterli gerekçe içermeyen raporuna dayanılması hatalı olmuştur.


      Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalı hekimin kusurlu olduğu gözetilerek davacının istek kalemleri değerlendirilerek eserin kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olmamakla birlikte ... raporunda belirtilen müdahalelerin neler olduğu ve tür ameliyatlarla ve ne miktarda giderilebileceği konusunda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminatla ilgili istek kalemleri de değerlendirilip, hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Açıklanan bu nedenlerle kararın bozulması uygun bulunmuştur.


      SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin ve Yargıtay başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 13.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

      27 Nisan 2020 Pazartesi

      Ateşi Çıkan Bebeğe Fiziksel Muayene Yapmayarak Taksirle Ölüme Sebebiyet Verdiği İddia Edilen Doktorun Beraat Kararının Bozulmasına İlişkin Yargıtay Kararı




      12.Ceza Dairesi 2016/2107 E. , 2016/6182 K.

      Özet: Ateş şikâyeti ile gelen bebeğe tam fizik muayenesi yapılmadan ve hastalığının tam olarak teşhisi konulmadan ateş düşürücü vererek eve gönderen doktorun sorumlu olacağı.

      “İçtihat Metni”

      Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi
      Suç : Taksirle öldürme

      Hüküm : CMK’nın 223/2-c maddesi uyarınca beraat Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin …2006 yerine …2006 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir. Olaydan bir gün önce ….. No’lu Sağlık Ocağında DBT, Polio, Hepatit B aşıları yapılan …2005 doğumlu bebeğin aşılama işleminden 1-2 saat sonra ateşinin yükselmesi üzerine, … Devlet Hastanesi’ne, yüksek ateş şikayeti ile getirildiği, hastanede fiziki muayene ve ileri tetkikler yapılmayıp, ateşin aşıdan kaynaklandığı belirtilerek, ateşin çıkması halinde ateş düşürücü olan “….” isimli şuruptan verilmesi ve şişen bacağına da pansuman yapılmasının sanık olan nöbetçi doktor tarafından önerilerek katılan …’nun hastaneden gönderildiği, katılanın bebeğini alarak eve getirdiği, ateş düşürücü olan … isimli şuruptan bebeğe içirdiği, …01/2006 tarih ve saat 09.00 sıralarında bebeğin ağzından ve burnundan köpük gelmesi üzerine, … Devlet Hastanesi’ne götürüldüğü ve hastanede öldüğü olayda, Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu’nun …/2009 tarihli raporunda sonuç olarak; “Otopsi bulgularına göre çocuğun ölümünün solunum yolu enfeksiyonu sonucu meydana geldiği, ateşle başvuran her çocuğun sistematik muayenesinin yapılması gerektiği, aynı gün aşı yapılmasının ateş için bir risk faktörü olmakla beraber muayeneden kaçınılması gereken bir durum olmadığı cihetle …2006 tarihinde ateş ile hastaneye başvuran hastanın fizik muayenesinin yapılmamasının tıp kurallarına uygun olmadığı, ….2005 doğumlu …. oğlu, …’in ölümüne neden olan akciğer enfeksiyonuna yönelik teşhisin erken konması halinde hastane şartlarında yapılacak tedavinin yüksek oranda şifa ile sonuçlanmasının beklendiği oy birliği ile mütalaa olunur.” şeklinde görüş belirtildiği, aynı kuruldan alınan ….2011 tarihli raporda ve bozma sonrası alınan … 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun …..2015 tarihli raporlarında “bebeğin ölümünün otopside tanısı konulmayan kendinde mevcut hastalık sonucu meydana gelmiş olduğu, yapılan aşılarla ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı, Devlet Hastanesi Acil Servisinde Dr…. tarafından hastanın ateşine bakılmamasının ve tam sistemik muayene yapılmamasının tıbbi eksiklik olduğu, ancak bebeğin ölümüne neden olan hastalık bilinmediğinden eksik eylemin ölüme katkısı olup olmadığının bilinemediği, çocuğun ölümü ile eylem arasında tam bir illiyet bağı kurulamayacağının” mütalaa edildiği olayda, mahkemece aldırılan raporlarda ölüm olayı ile sanık doktorun eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığı belirtilmiş ise de, sanığın, hastanın fiziki muayenesini yapmamasının tıp kurallarına uygun olmadığının ve bebekte bulunan akciğer enfeksiyonuna yönelik teşhisin erken konması halinde tedavi imkanının bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin TCK’nın 257/2. maddesiyle cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde taksirle öldürme suçundan beraatine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA,12.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

      Endoskopik Sinüs Cerrahisi Sonrası Çıkarılmayan Tamponda, Hasta Çağırılmasına Rağmen Kontrole Götürülmediği İçin Doktorum Sorumlu Olamayacağına Dair Yargıtay Kararı



      12.Ceza Dairesi 2016/469 E.,2016/6671 Kararı

      Özet: Ameliyat sonrası çocuğun burun boşluğunda bulunan tamponun çocuğun muayeneye gelmemesinden dolayı çıkarılmamasından doktor sorumlu değildir.

       “İçtihat Metni”

      Mahkemesi : Sulh Ceza Mahkemesi
      Katılanlar : 1-…, 2-…, 3-… 
      Suç : Taksirle yaralama
      Hüküm : Beraat 

      Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: … Devlet Hastanesi’nde KBB uzmanı olarak görev yapan sanık Opr. Dr. …’ın çift taraf fonksiyonel endoskobik sinüs ameliyatı yaptığı 01.01.1997 doğumlu …’nın sağ burun boşluğunda ameliyat esnasında kanamayı durdurmak için kullanılan gazlı bez(tampon) parçasını unutmak/ameliyat sonrası çıkarmamak suretiyle adı geçenin yaralanmasına neden olduğunun iddia edildiği olayda, doğru endikasyon konularak yapıldığı bildirilen operasyon sırasında mağdur küçüğün sol burun boşluğunda bulunduğu ve çıkarıldığı bildirilen gazlı bez(tampon) parçasının ameliyat sırasında unutulduğu ya da kullanılması zorunlu iken ameliyat sonrası kontrolde alınması gerekmesine rağmen alınmadığı hususlarında bir açıklık yok ise de, söz konusu tamponun mağdur küçüğün burun boşluğunda bulunuyor olmasının operasyon ya da kontroldeki tıbbi işlem eksikliğinden kaynaklanmasına, bu eksikliğin operasyon ya da kontrolün istenmeyen sonucu olduğu hususunda şüphe bulunmamasına ve sanığın ancak ameliyat sonrası kontrolleri gereği gibi yapmadığı tespit edildiğinde sorumluluğu cihetine gidilebilecek olmasına göre; sanığın aşamalardaki “fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi sonrasında tamponlar üçüncü günde alınmaktadır. Normal yetişkinlerde tampon alındıktan sonra, burun boşluğuna aspire edilerek endoskopla kontrol edilir. Çocuklarda ise tampon alma acı verdiği için ve endoskopik muayeneye uyumlu olmadığından, yani çok acı verici bir işlemden sonra, rahat durmayacağı ve hareket edeceği düşünülerek, çocuğa zarar vermemek için ameliyattan on gün sonra müracaat etmesi söylenmiştir. Ancak, yukarıda söylediğim gibi, çocuk hasta on gün sonra kontrole gelmemiştir.” şeklindeki savunmasının, 4483 sayılı Kanun gereği yürütülen ön inceleme sırasında ifadesine başvurulan katılan …’nın “taburcu olduğumuz gün, 3-4 gün sonra gelin tamponları alalım dedi, biz tamponları aldırmaya gittik, doktor bey bizi 10 gün sonra Kızılay’a(devlet hastanesi ile anlaşma gereği sanık Kızılay sağlık biriminde de çalışmaktadır.) kontrole çağırdı, fakat gitmedik” şeklindeki ifadesi ve mağdur küçüğün duruşmada alınan“ doktordan çıkıp eve gittiğimizde annem doktorun on gün sonra tekrar kontrol için çağırdığını söyledi,” şeklindeki ifadesi ile teyit edildiği nazara alınarak katılanların mağdur küçüğü son ve ayrıntılı kontrol muayenesine götürmemeleri nedeniyle sanığın ihmal ya da kusur teşkil eden eyleminden bahsedilemeyeceğinin, sanığın atılı suçu işlediğine dair yeterli kanıt bulunmadığının anlaşılması nedeniyle kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiş, bu nedenle tebliğnamedeki bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanlar vekillerinin, sanığın atılı suçu işlediğine ve hükmün gerekçesiz olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 19/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

      12 Şubat 2018 Pazartesi

      TCK m86-87

      Kasten yaralama

      Madde 86-

      (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

      (2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi  üzerindeki  etkisinin basit  bir  tıbbî  müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

      (3) Kasten yaralama suçunun;

      a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
      b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
      c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
      d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
      e) Silahla,
      İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

      Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama

      Madde 87-

      (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

      a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
      b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
      c) Yüzünde sabit ize,
      d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
      e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
      Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

      (2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

      a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
      b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
      c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
      d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
      e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
      Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

      (3) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/4 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

      (4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

      TCK m81-82

      Kasten öldürme

      Madde 81-
      (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
      Nitelikli haller

      Madde 82-

      (1) Kasten öldürme suçunun;
      a) Tasarlayarak,
      b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,
      c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,
      d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,
      e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
      f) Gebe olduğu bilinen kadına karşı,
      g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
      h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,(1)
      i) (Ek:29/6/2005 - 5377/9 md.)Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,
      j) Kan gütme saikiyle,(2)
      k) Töre saikiyle,(2)
      İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

      TCK m107

      Şantaj

      Madde 107-

      (1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

      TCK m108

      Cebir

      Madde 108-

      (1) Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.

      TCK m106

      Tehdit

      Madde 106-

      (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

      (2) Tehdidin;
      a) Silahla,
      b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
      c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
      d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
      İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

      (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.

      TCK m125-126

      Hakaret

      Madde 125-
      (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

      (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

      (3) Hakaret suçunun;
      a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
      b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
      c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
      İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

      (4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. 

      (5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

      Mağdurun belirlenmesi

      Madde 126-

      (1) Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.

      TTB'nin Türk Ceza Kanununa Ek Madde Önerisi

      TTB'nin Türk Ceza Kanununa Ek Madde Önerisi

      ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

      Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar

      Sağlık Hizmetini Engelleme:

      (1) Sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık personeline karşı, sağlık hizmeti sunumu esnasında veya verilen sağlık hizmetinden kaynaklanan nedenlerle cebir, şiddet veya tehdit kullanan kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

      (2) Bu fiiller sonucu sağlık hizmeti kesintiye uğramış ise yukarıdaki fıkraya göre belirlenen ceza yarı oranında artırılır.

      CMK Madde 100 Tutuklama Nedenleri

      Tutuklama nedenleri
      Madde 100 
      (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

      (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: 
      a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. 
      b) Şüpheli veya sanığın davranışları; 
      1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 
      2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, 
      Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

      (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: 
      a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (2)
      1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), 
      2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
      3.(Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
      4. İşkence (madde 94, 95)
      5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 
      6. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
      7.(Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
      8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
      9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
      10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), 
      11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
      b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
      c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
      d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
      e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
      f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
      g) (Ek: 27/3/2015-6638/14 md.) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
      h) (Ek: 27/3/2015-6638/14 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.

      (4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. 

      Ülkemizde Sağlık Çalışanlarının En Büyük Sorunlarından Birisi Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet

      Sağlık Çalışanlarına Şiddet aslında İş yerinde şiddetin bir alt türüdür

      Avrupa Komisyonu İşyerinde şiddeti şöyle tanımlamıştır:

      Çalışanın işi nedeniyle (işine gidip gelirken olanlar da dahil) maruz kaldığı, açıkça ya da üstü kapalı şekilde, güvenliğini, iyilik durumunu ya da sağlığını hedef alan istismar, korkutma, tehdit ya da saldırı olaylarıdır.

      Sağlık Çalışanları özellikli çalışan gruplarının en önemlilerinden birisidir. Özveri içerisinde insan sağlığı gibi çok önemli bir konuda hizmet vermeye çalışırlarken şiddete maruz kalmaları üzücü ve bir o kadar da düşündürücüdür.

      Ülkemizde Sağlık Çalışanlarının kendilerine uygulanan bir şiddet durumunda  kullandığı ve Beyaz Kod olarak adlandırılan bir bildirim sistemi mevcuttur. Sağlık Çalışanları burayı arayarak hem bildirim yaparlar hem de hukuksal destek alırlar. Bu sisteme 2017 yılında (1 Ocak-20 Aralık) 13.409 bildirim yapılmıştır.. Bunları sınıflandıracak olursak

      *Sözel şiddet bildirimi 9.681
      *Fiziksel şiddet bildirimi1.325
      *Hem fiziksel hem sözel şiddet bildirimi 2.403

      kez yapılmıştır.

      Bunlardan 7.634 olay savcılığa bildirilmiştir. 6.490 olayın da soruşturması sürmektedir. Sonuçlanan davalardan 37 hapis, 28  adli para cezası kararı alınmıştır.

      Sağlıkta şiddetin başlıca sebeplerini irdeleyecek olursak:

      *Verilen hizmetin insan sağlığı gibi çok önemli bir konuyla ilgili olması
      *Her zaman hasta veya hasta yakınını mutlu eden sonuçlara ulaşılmasının işin doğası gereği imkansız olması
      *Hizmet alanların haksız ve dayanaksız önyargıları
      *Hizmet alan kişilerin beklentilerinin ve bazı usulsüz isteklerinin şartlar gereği karşılanamaması veya yasal sebeplerle karşılanmaması
      *Hizmetin bir çok birimde kesintisiz 7/24 verilmesi, işin doğası gereği bazen gergin bir ortamda yürütülmesi
      *Sağlıkta alt yapı ve personel sayısında yetersizlik sebebiyle bu hizmetlerin zor şartlarda yürütülmesi
      *Popülist politikalar ile sağlık çalışanlarının, hizmet verdiği kesimin emrinde olduğu, onlar ne derse yapması gerektiği gibi bir algı oluşması
      *Medyada sağlık çalışanları ile ilgili haberlerde sürekli sağlık çalışanlarının hatalı gibi gösterilip rating uğruna sağlık çalışanlarına şiddetin üstü kapalı onaylanması hatta teşviği
      *Sağlıkta şiddetin yeterince cezalandırılmaması

      Verilen hizmetin, hizmet alanlarla çoğu zaman içi içe bir ortamda verilmesi diğer iş kollarına göre Sağlık Çalışanlarına şiddet uygulanmasını kolaylaştırmakta ve oranı arttırmaktadır.

      Mutlaka Sağlık Çalışanının işiyle ilgili hatalarının ve yanlışlarının olduğu durumlar vardır ancak bu hiçbir zaman şiddete bahane olmamalı, bu sebep gösterilerek, şiddet meşrulaştırılmaya çalıştırılmamalı, şiddetli meşrulaştırmaya çalışanlara taviz verilmemelidir. Eğer böyle bir durum varsa haklı ıolan tabi ki yasal yollara başvurarak hakkını arayabilir.

      Sebep ne olursa olsun Sağlık Çalışanına uygulanan şiddet hoş görülemez, önemsizleştirilemez, geçiştirilemez. Mutlaka cezalandırılmalıdır.

      TCK'da (Türk Ceza Kanunu) sağlıkta şiddetle ilgili olabilecek başlıca maddeler şunlardır

      *m81-82  Kasten Öldürme ve bununla ilgili diğer maddeler

      *m86-87 Kasten Yaralama ve bununla ilgili diğer maddeler

      TCK m86-87'nin Tümünü Okumak İçin Lütfen Tıklayınız

      *m125 m126 Hakaret


      Sağlıkta şiddetin caydırılamamasının en büyük sebeplerinden bence biri cezaların caydırıcı olmaması ve suç işlediği düşünülen kişini çoğunlukla tutuksuz yargılanmasıdır.

      CMK m100-3 hangi hallerde tutuklama gerektiğini düzenlemiştir. Burada takdir hakimde olsa da olası ceza üst sınırı 2 yılı geçmeyen yaralamalarda CMK m100-3 de sözü edilen istisnalar dışında tutuklama kararı verilmez. Kasıtlı yaralamalar bunun istisnasıdır ve hakim kasıtlı yaralamada bu 2 yıllık kritere bakmadan tutuklama kararı verebilir.
      Bununla beraber 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na 2014 yılında eklenen bir ek madde ile sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu az önce sözünü ettiğim CMK m100-3 kapsamında tutuklama nedeni varsayılan suçlar arasında tanımlanmıştır. Yani ceza alt sınırına bakılmaksızın tutuklama kararı verilmesi uygundur, ek madde hakimin bu konudaki insiyatifini kanımca azalmıştır.

      Yine 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na 2014 yılında eklenen bu  ek madde çok önemli bir değişiklik  daha getirmiştir. Bu değişikliğe göre Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında görev yapan personel, bu görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanmasında kamu görevlisi sayılır. Dolayısı ile uygulanan şiddet de kamu görevlisine uygulanmış sayılacaktır.

      Ek maddedeki bu iki önemli değişikliğin Sağlık Çalışanları için teoride önemi büyüktür, bunun pratikte de faydasını olacağı açıktır ve beklentimiz bu yöndedir.

      Sağlık Çalışanlarına Şiddet kesinlikle önlenmelidir. Suçlular kanunlar çerçevesinde taviz verilmeden cezalandırılmalıdır, Gerekli yasal düzenlemelerle cezalar caydırıcı duruma getirilmelidir şiddet uygulayanlar sağlık hizmeti alırken belli bir süre bu bu hizmeti gerekirse kolluk gözetiminde almalı ve gerekirse ücret ödemelidir. Maddi yaptırım sağlık primlerinde artış olarak da uygulanabilir.

      TTB'nin de Sağlık Çalışanlarına Şiddet ile ilgili bir yasa değişikliği beklentisi içerisindedir ve bir taslak hazırlamıştır. Özet olarak cezaların arttırılması ve eğer şiddet sağlık hizmetinin kesintiye uğramasına sebep olmuşsa bunun ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmesini talep eden bir taslaktır.

      TTB'nin Türk Ceza Kanununa Ek Madde Önerisinin Tam Metnini Okumak İçin Lütfen Tıklayınız

      Sağlık Çalışanlarının yasal haklarını bilmeleri ve bu konuda haklarını aramaktan kaçınmamaları suçluların cezalandırılmasını ve doğal olarak caydırıcı etki yaratacağı için yeni olayların olmasını engelleyecektir.

      9 Şubat 2018 Cuma

      Enjeksiyon Sonrası Sinir Hasarına Bağlı Oluşan Kısmi Felç İle İlgili Açılan Davada, Verilen Davanın Reddi Kararının Bilirkişi Raporunun Yetersizliği Sebebiyle Bozulmasıyla İle İlgili Karar

      13. Hukuk Dairesi         2015/29074 E.  ,  2016/5178 K.

      "İçtihat Metni"

      MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


      Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

      KARAR

      Davacı, 11.7.2012 tarihinde takibini de yapan davalı hastanede spinal anestezili sezeryan ile doğum yaptığını, ameliyattan yaklaşık 2 saat sonra bir hemşirenin gelip, kendisine kalçadan ağrıkesici iğne yaptığını, anestezinin etkisi geçince; bu şefer iğne nedeniyle sol bacağının felç kaldığını, bu durumun kısa zamanda geçeceği söylendiği halde, günler geçmesine rağmen iyileşemediğini, başka bir hastanede yapılan tetkikler sonucu hatalı enjeksiyon sonucu sinir hasarı meydana geldiğini öğrendiğini, fizik tedavi gördüğünü ve gördüğü tedaviye rağmen iyileşemediğini, halen topalladığını ve ağrılarının devam ettiğini beyanla; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 4.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL de manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 

      Davalı, davacının iddia ettiği gibi, bir hatalı enjeksiyon durumunun söz konusu olmadığını, hastada oluşan durumun bir komplikasyon olup kendilerine her hangi bir kusur izafe edilemeyeceğini savunmuş ve davanın reddini dilemiştir.

      Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

      Dava, davalı hastanede gerçekleşen ameliyat sonrası yapılan hatalı enjeksiyon sonrası oluşan zararların tazminine ilişkindir. Davacı, davalı hastanede 11.07.2012 tarihinde spinal anestezili sezeryan ile doğum yaptığını, doğum sonrasında henüz anestezinin etkisi geçmeden kendisine ağrı kesici iğne yapıldığını, hatalı enjeksiyon nedeniyle sol bacağının felç kaldığını, uzun süre fizik tedavi gördüğünü, gördüğü tedaviye rağmen şikayetlerinin devam ettiğini beyanla maddi ve manevi tazminat talep etmiş, davalı ise, hatalı enjeksiyonun söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece Adli Tıp 2.İhtisas Kurulundan alınan 24.03.2014 tarihli raporda; enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceğinin tıbben bilindiğini, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek her hangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uygunsuzluğu yönünden tıbbi bir delilin de var olmadığı anlaşıldığından; sağlık personeline her hangi bir kusur izafe edilemeyeceği görüşü belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre; davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek, yeniden rapor alınması talep edilmişse de, mahkemece davacının talebi kabul edilmemiştir. O halde mahkemece, davacıya uygulanan enjeksiyonun doğru yere yapılıp yapılmadığı ve davacının iddia ettiği diğer hususlarla ilgili tüm bilgi ve belgeler, hastane kayıtları, çekilen tüm filmler, epikriz ve Adli Tıp Raporu da birlikte gönderilerek, Üniversite Öğretim Üyelerinden oluşturulacak, içlerinde nöroloji uzmanının da bulunduğu, konusunda uzman, akademik kariyere sahip yeni bir bilirkişi kurulundan, davacıya yapılan enjeksiyonun usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, hastada oluşan hasarın, “enjeksiyonun hatalı uygulanması”na bağlı olarak gelişebileceği ve bunların gelişme olasılıkları, kas içine ve usulüne uygun olarak yapılan bir enjeksiyon sonrasında “nöropati” gelişmesinin mümkün olup olamayacağı, mümkünse, bu durumun meydana getireceği bulguların neler olduğu, enjeksiyon öncesinde yapılması gereken muayenenin ve sonrasında gereken tüm tıbbi müdahalelerin yapılıp yapılmadığı üzerinde durulup irdelenmek suretiyle, olayda davalıya atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda; nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

      SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde iadesine, 22/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.