Malpraktis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Malpraktis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2018 Cuma

Normal Doğum Sonrası Bebekte Oluşan Özür İle İlgili Açılan Maddi Manevi Tazminat Davasının Mahkemece Red Edilmesi Üzerine Aynı Konuda Süren Bir Ceza Davası Olması ve Onun Sonucunun Beklenmesi Gerektiğini Belirten Bir Bozma Kararı

13. Hukuk Dairesi         2016/2539 E.  ,  2016/12988 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, davalı doktorun doğum sırasında sorun olmasına rağmen sezeryan yapmayıp normal doğumda ısrarcı olmasıyla bebeğin beynine oksijen gitmemesi sonucu bebeğin özürlü olduğunu, buna davalı doktorun sebebiyet verdiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemişlerdir. 

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, davalı doktorun ihmali ve yanlış kararı ile doğum sırasında bebeklerinin beynine oksijen gitmemesi sonucu özürlü olmasına sebebiyet verildiği iddiasıyla istenilen maddi-manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. 

Dosya kapsamı incelendiğinde, davalı doktorun, davaya konu eylemi ile ilgili olarak 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/600E. sayılı dosyasında yargılandığı anlaşılmıştır. Borçlar Kanununun 53. maddesi gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değilse de, mahkumiyet ve tespit edilen maddi olgularla bağlı olduğundan, ceza mahkemesinde açılan söz konusu kamu davasının sonucunun, eldeki davayı etkileyecek nitelikte olduğu, davalıların kusurlu olup olmadıklarının tespiti için, söz konusu ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Mahkemece ceza davasının sonucu beklenmeden karar verilmiştir. Değinilen bu yön gözetilerek söz konusu ceza davasının kesinleşmesinin, “bekletici sorun” yapılması gerekmekte olup sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. 

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent gereğince davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



Sezeryan Sonrası Oluşan Komplikasyon ve Ölüm Sonrası İlk Derece Mahkemesinin Verdiği Doktor Lehine Davayı Red Kararının Bilirkişi Raporlarının Yetersizliği ve Çelişkisi Sebebiyle Bozulmasıyla İlgili Karar

13. Hukuk Dairesi         2016/4925 E.  ,  2017/8069 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat ... ... ile davalı ... vekili avukat ..., diğer davalı ... vekili avukat ... ... ... gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Asıl ve birleşen dava ile davacılar vekili, davacılardan ... ... ... eşi, ..., ... ve ... ... annesi, ...'ın ise kızı olan .... ..., 09.07.2010 tarihinde yapılan sezeryan doğum ameliyatından önce enfeksiyona bağlı öksürük rahatsızlığı yaşadığını, davalı doktoru ... ... tarafından ilaç tedavisine başlanıldıysa da, tam tedavi olmadan sezeryana alındığını, davalı hastanede ... dünyaya getirirken anestezi uygulaması sırasında Şengül'ün boğazının kilitlendiğini, davalıların müdahaleye yönelik yanlış teşhis ve uygulaması, doğum sırasında standart uygulama yapmaması, beceri eksikliği, özensiz fiil ve davranışları sonucunda annenin bitkisel hayata girdiğini, bilincinin kapandığını, yaklaşık 1 sene makineye ve yatağa bağlı yaşam savaşı vermesine ve daha sonra vefat etmesine sebep olduklarını ileri sürerek, maddi manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar, davanın reddine, karar verilmesini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, davalı doktorların sezeryan doğum sırasında yanlış teşhis ve özensiz uygulaması, beceri eksikliği ile hatalı operasyonlarından kaynaklı olarak annenin ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle istenilen maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. 

Mahkemece, dosyaya kazandırılan, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturmada alınan ... 1. İhtisas Kurulu'nun 16.05.2012 tarihli raporu, taraflarca dosyaya sunulan bilimsel mütalalar, ... Tabip Odası Onur Kurulu'nun 26.03.2013 tarihli kararı incelenmiş; davalılara kusur atfetmeyen ... raporu ve Onur Kurulu kararı ile dosyaya kazandırılan bilimsel mütalalar arasında çelişki olduğundan, ... Genel Kurulu'ndan 26.02.2015 tarihli rapor alınmış ve bu raporda davalı doktorlara atfı kabil kusur bulunmadığı belirtildiğinden, davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Oysa, hükme esas alınan ... Genel Kurulu raporunun önceki ... raporunun tekrarı niteliğinde olduğu, olaya ilişkin yeterli açıklamayı içermediği, hastanın öksürük şikayeti devam ederken ameliyata alınmasının uygun olup olmadığı, boğazın kilitlenmesi sırasında yapılan işlemlerin uygun ve yeterli olup olmadığı, ameliyattan sonra da hastanın sevki için yapılan işlemlerin yeterli özeni içerip içermediği, özellikle hastanenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığının irdelenmediği anlaşılmakla, mahkemece, davaya konu olayda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, aralarında dava konusu hususta uzman, Kulak Burun Boğaz ve Anestiyoloji uzmanı bulunan, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği hususunda, ayrı ayrı davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların ayrı ayrı kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönler göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacılar yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/07/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Aydınlatılmış Onam Formunun, Epidural Anestezi Sonrası Oluşan Komplikasyon Sonrası Doktor Açısından Önemini Gösteren Bir Bozma Kararı

13. Hukuk Dairesi         2016/7750 E.  ,  2017/8617 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı ... vekili avukat ... ile ihbar olunan ... vekili avukat ... ile davacı ... ..., ... ve vekili avukat ...'un gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, davacılardan ...'in davalıya ait hastanede epidural anestezi yöntemi ile doğum yaptırılırken felç olduğunu, belden aşağı bölümünün uyuştuğunu ve işlevini yitirdiğini, davalının özenli bir organizasyon gerçekleştiremediğini, meydana gelen “kauda equina” sendromu ile ilgili bilgi verilmediğini ileri sürerek, davacılar lehine maddi manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacı ... için 35.000,00TL, ... için 10.000,00TL, ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın 05/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, maddi tazminat talebinin reddine, karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

Dava, davacılardan ...'in davalıya ait hastanede epidural anestezi yöntemi ile sezeryan doğum yaptıktan sonra belden aşağısının felç olması nedeniyle, tedavi hizmetini üstlenen davalı özel hastanenin sorumluluğuna dayanılan maddi-manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de hasta mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510.md(Eski BK 394. md) hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Ancak, tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktorun bu kez sorumlu tutulmaması gerekir.

Dosya kapsamı incelendiğinde, mahkemece, davalıya atfı kabil kusur olup olmadığının tespiti açısından, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi’nin 17.12.2012 tarihli raporu, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun 21.08.2014 tarihli raporu ve aralarında Adli tıp AD, Kadın hastalıkları ve Doğum AD, Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD öğretim üyeleri bulunan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 28.10.2015 tarihli bilirkişi heyeti raporu alınmış; alınan raporlarda, gerçekleşen durumun önceden öngörülüp önlenemeyecek, her türlü özene rağmen görülebilecek komplikasyon olduğu, hastaya uygulanan tıbbi işlemlerin tıp kurallarına uygun yapıldığı, bu işlemler sırasında ve sonrasında herhangi bir uygulama hatası bulunmadığı, davalı kuruluşun da herhangi bir ihmal ve kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Yine, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacılardan Arzu’nun imzasının bulunduğu ve epidural anesteziye bağlı olarak belden aşağı bölgelerde sinir hasarı görülebileceği komplikasyonunun yer aldığı aydınlatılmış onam formu düzenlenmiş olduğu görülmüştür; kaldı ki bu duruma davacı tarafın da itirazı yoktur. Hal böyle olmasına rağmen, mahkeme gerekçesinde, 1980 doğumlu olan bir anne adayının epidural anestezinin gerçekleşen sonucunu bilerek doğum odasına girmesinin mümkün olmadığı, davacının özel bir sağlık kuruluşunda ilk doğumunu yaparken sonucun tekerlekli sandalye ile sonuçlanabileceği ve ciddi sağlık sorunları yaşayacağını bilerek bu tekniği kabul etmeyeceği, değerlendirilmek suretiyle, davalının aydınlatılmış onam yükümlülüğünü yerine getirmediği kanaatine varılarak, bir kısım manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir. Oysa dosya içerisinde bulunan, davacılardan hasta Arzu’nun imzasını içeren 05.04.2010 tarihli aydınlatılmış onam formu açık olup, bilirkişi raporları ile de bu husus desteklenmiştir. O halde, tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davalı tarafın üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiği, buna rağmen istenmeyen durumun meydana geldiği, davalı tarafa yüklenebilecek bir kusur olmadığı sabit olup, davanın tümden reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA,, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 2,20 TL. kalan harcın davacıdan alınmasına, 939,50 TL TL harcın davalıya, 29,20 TL harcın ihbar olunan Gülce Avanoğluna iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/09/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.